SOYAĞACIM - ÖZET

13/7/2007 -Kategori: AHISKA

2005 yılında soyağacımızla ilgili bir araştırma yapıp araştırma sonuçlarını döküman haline getirmiştim.Şimdi bu araştırma sonucunun çok çok özetlenmiş bir kaç sayfasını sizlerle de paylaşmak istiyorum.Köken itibari ile aynı yerlerden geldiğimiz okuyucularım varsa ve bana bir merhaba gönderirlerse çok sevinirim.

*** Edinilen tarihi bilgiler internet sitelerinden alınmıştır.

AHISKA’dan

SÖKÜLEN

ÇINAR’larımız

 

Bu anlatım,

Gürcistan Cumhuriyetinin,

Tiflis vilayetinin,

Ahılkelek ilçesinin,

Hosbiya köyündeki evlerinden, sevdiklerinden, vatanlarından,  bir soykırım uğruna sürülmüş onurlu dedelerimizin, onursuzlar tarafından nasıl katledildiği ve soyağacımız konusunda öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istediğim için  hazırlanmıştır.

Öncelike, duygulanarak okuyacağınıza inandığım hepsi gerçek olan bu hikayeyi oluşturmama yardımcı olan, rahmetli Mecit dedem’den, Gülbeyaz nenem’den ve Mehmet dedem’den öğrendiği bilgileri tarafıma aktaran canım babama, kaynak arayışlarıma yardımcı olan sevgili kızkardeşime  teşekkürlerimi, dedelerimizin Ahıska topraklarında yaşadığı yerlerin ismini il,ilçe, köy bazında tarafıma aktarıp, yaşanan dramı direkt ilk ağızdan öğrenmemi sağlayan, rahmetli Ethem dedem’e şükranlarımı sunarım.

 

Güngör Ekinci

15/09/2005

 

Ne Acıymış Dedelerimin Alın Yazısı

Ahıska’da Atar Yüreğimin Yarısı

Kaçanlara Mesken Olmuş Kafkas Dağları

Varıp O Dağlara Ağlayısım Var.

 

Güngör Ekinci

07/09/2005

 

         Ahıska, Türkiye sınırına 15 Km. mesafede Gürcistan’ın güneybatısına düşen bölgenin adıdır.Bu tarihi bölge, şimdiki Gürcistan Cumhuriyetinin Türkiye sınırında bulunan, Ahıska, Adgen, Aspinza, Ahılkelek ve Bagdanovka ilçelerine ayrılmaktadır.

 

            Dedelerimiz Ahılkelek ilçesinin Hosbiya köyünde yaşamışlar daha doğrusu Rusya’ya karşı canlarını, mallarını, mülklerini, namuslarını koruyabilmek için yaşam mücadelesi vermişlerdir.

...........

            Birinci Dünya Savaşı Ahıska Türkleri açısından çok zor bir dönem olur.Evlerini, yurtlarını, terk etmeleri için her türlü eziyeti yaşarlar.Bu eziyete, zorluklara dayanamayanların bır kısmı Erzurum’a, Kars’a ve diğer doğu illerine sığınırlar.13 Ekim 1921’de Gürcistan ile imzalanan Kars Antlaşması ile Ahıska Anadolu topraklarından ayrılır.Böylece Ahıskalı Türkler anavatanlarından kopar.

 

            İşte bu anlaşma ile Mecit dedem’in  babası, amcası  ve birkaç akrabası Türkiye tarafında, diğer tüm akrabaları   Gürcistan tarafında kalır.

..........

Gürcistan tarafında kalanların az miktarda malları dışında tüm mal varlıkları, bağları, bahçeleri, hayvanları, kısacası ellerinde ne varsa hepsi ellerinden alınır.Kimlikleri, kültürleri yok edilmeye çalışılır.Camileri kapatılır.Aydınlar, öğretmenler hapse atılır, işkence görür, hatta bir gecede yok edilir.Bu dönemler yaşanırken Ahıska insanı gittikçe fakirleşir.Türkiye’ye kaçmak istiyenlerin çoğu orada öldürülür, ya da yakalanıp işkence ile öldürülür. Köylerde yokluk ve bulaşıcı hastalıklar kol gezmektedir.

    

                                     Baba ocağından kaçmak mı zor,

                                    Ana kucağında ölmek mi ?

 

         İşte Mecit dedemin dayısının oğlu Ethem dedem de, 1942 yılında bu zulüm sırasında kaçmayı kafasına koyar.Ya kalıp her soydaşımız gibi Türk olduğu için öldürülecektir, ya yakalanıp sınırda öldürülecektir.

Ama ya  sınırı geçebilir se ?

 

Ethem dedem bilir ki sınırı geçmek kurtuluştur ve ne olursa olsun bunu denemelidir.Artık daha fazla dayanamaz.Korkularını, endişelerini, özlemlerini, anılarını yanına alarak, boğazında bir yumak düğümlenerek, bir arkadaşı ile birlikte, yirmili yaşlarının başında Ahıska’dan, baba ocağından kaçar.Önce İran’a gelirler.Fakat burada sığındıkları İran’lı ev sahibi kendilerini ihbar eder.Ethem dedem ve arkadaşı buradan da Yozgat’a kaçarlar.Yozgat’ta yedi yıl mülteci kampına alınırlar.Uzun süre Türkiye’ye kaçan akrabalarına ulaşamayan Ethem dedem yıllar sonra Kars’ta Mecit dedem’e ulaşır.Fakat o’ da birinci dünya savaşında evinden, barkından kopan büyük dedelerimiz gibi anasından, babasından, kardeşlerinden, yakınlarından kopup tek başına varoluş mücadelesi vermeye başlamıştır.

 

             1944 yılında Stalin’in verdiği bir kararla Kafkasya’da geniş çaplı bir soykırım hareketi için düğmeye basılır.Devletin verdiği emirle Ahıska’nın 220 köyüne Rus askerleri girer.Kadın, çocuk, yaşlı, hasta demeden birkaç parça giyecek ve yiyecekle herkesi evlerinden çıkarıp köy meydanında toplarlar.

 

Yürekler tedirginlik dolu, ağlayanlar, ağzını bıçak açmayanlar, ortalık ana-baba gününe döner.Bir süre sonra toplanma nedeni anlaşılır.Çünkü sürgün trenine bindirilmek, hatta daha doğru bir ifade ile tıkıştırılmak üzere istasyona getirilirler.Vatanımız dedikleri topraklardan, ata yadigari baba ocaklarından, ne olduğunu anlayamadan bir gece içinde, zorla, acımasızca, koparılıp, bilmedikleri bir yerlere sürülürler.Hem de erkeklerin çoğu cepheden inmeden.

 

Felaketin en büyüğü bu sürgün yolculuğunda gerçekleşir.Vagonların içinde ayaklarını bile uzatamazlar. Bu şekilde bir buçuk ay boyunca Orta  Asya içlerine doğru yol alırlar.Her ihtiyaç vagonların içinde gederilir.Baltayla delerek vagonun içine tuvalet çukuru açarlar.Bu ağır şartlara dayanamayıp hastalanıp ölenler olur.Zaten açlıktan, hastalıktan, soğuktan, mikroptan, bakımsızlıktan ölmeleri için her türlü şart hazırlanmıştır............

 

 Bu zorlu yolculukta 120 bin Ahıskalının 17 bini yolda ölür.Bir kısmı bu zor  şartlara dayanamayıp hastalanır.Tren Orta Asya içlerine ulaşınca Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan köy istasyonlarında durarak Ahıska Türkleri beş aileden fazlası bir araya gelemeyecek şekilde çeşitli köylere dağıtılır.Kardeşler, akrabalar birbirlerinden ayrılır, değişik köylere yerleştirilirler.Ve o gün bırakıldıkları köylerden 12 yıl süreyle hiçbir şekilde, hiçbir yere çıkış izni verilmez.Köyden köye geçişler yasaklanır ve köyde olduklarını bildirmek için 12 yıl boyunca hergün köy yönetimine imza vermeleri gerekir.

 ..........

 AHISKA AĞITI ( 1830 düşman saldırısı )

 

Moskof,ikindide kurdu savaşı,

Mel’ün fırsat buldu verdi ataşı,

Bozuldu Kal’ası dağıldı taşı

Vay ki harab oldu güzel Ahıska

Bozuldu, dağıldı kozel Ahıska.

 

Seherin yarısı onlara yandı

Ah o figan asumana dayandı.

Şehitler kanıyla yerler boyandı

Vay ki harab oldu güzel Ahıska

Özüne çare bul, güzel Ahıska.

 

Ahıska’dan çıktı bir ulu duman

Zulüm Arş’a yetti, vermiyor aman

Mevlam Ahirette nasip et iman

Vay ki harab oldu güzel Ahıska

Bozuldu, bağları  kozel Ahıska.

 

Baltalı analar cenge katıldı

Al belekten Çay’ın yüzü tutuldu

Sabi, sübyan ataşlara atıldı

Vay ki harab oldu güzel Ahıska

Özüne çare bul, güzel Ahıska.

 

Cennet mislin göz önünden gitmiyor.

Viran oldu sağnıad,bülbül ötmüyor.

Elimiz ulaşmaz, kuvvet yetmiyor.

Vay ki harab oldu güzel Ahıska

Bozuldu, bağları  kozel Ahıska.

Özüne çare bul, güzel Ahıska.

 

 

BEN AHISKA’YIM

Ben Ahıska’yım, ben Ahıska’yım

Tarihin en parlak sayfalarına sor.

Ben Ahıska’yım, yüzyılın mahkumuyum

Şimdi gör beni, şimdi gör beni.

 

Bir zamanlar elim vardı, Tuğum vardı.

Türküler söylerdim, sesim soluğum vardı.

Kafkas ellerinde düşman çatlatan

Mutluluğum vardı.

 

Moskof geldi, kahramanca dikildim.

Uğursuz bir günün seherinde yandım, yıkıldım

Bilmezsiniz, ah bilmezsiniz

Kaç defa burcumdan, bedenimden söküldüm.

 

Özbek ülkesinde dökülen kan benim.

Fergana  vadisinde figan benim.

Kardeş hanesinde ansızın hançerlenen,

Gözi yaşlı, gönlü yaralı mihman benim.

 

Y.ZEYBEK

Türk Kültürü, 347 / 1992 

  

            Kimsenin, kimsenin vatanına, toprağına, bayrağına, kültürüne, kimliğine göz dikmediği,savaşsız, özgür bir dünya dileyerek Ahıska yolculuğumuzu burada bitiriyoruz.

 ..........

             Soyadı kanunu çıktığında sehven bir aileye iki soyadı verildiğinden sülalemiz Ekinci ve Çiftçi olarak iki soy ismine ayrılmış ve bu şekilde büyümüştür.

 

Yani Kafkas Türkleri’nin Karapapak boylarından olan bizler Ekinci ve Çiftçi soyadını taşıyan çok büyük bir aileyiz.

 

                                   --- KARS ---

  

KARAPAPAKLAR:

 

Kars yolculuğuna çıkmadan önce Karapapak boyları ile ilgili edindiğim bilgileri de sizlerle paylaşmak istiyorum.

           

Kafkasya da ve yakın bölgelerde yaşayan Karapapak Türklerine siyah astragan kalpak giydikleri için komşuları bu adı vermişlerdir.Karapapaklar bazen karakalpaklarla karıştırılır.Ama herhangi bir bağlantıları bulunmamaktadır. Atılgan, hırslı, yiğit, duygusal ve her alanda var olma çabasındadırlar. Kars’ın ünlü ozanlarından Murat Çobanoğlu ve Aşık Şenlik’te bizim gibi Karapapak’dır.

 

Şimdi hep birlikte Kars’a gidelim Kars’a.............

 

KARS’A GİDERİM KARS’A

Kars’a giderim Kars’a

Ağam ey çavuş ey dön beri bak

Çavuşa da dadaş dön geri bak

Kandili kandili kandili yar yar

Sallama çavuş mendili yar.

 

Sözüm yare varırsa

Ağam ey çavuş ey dön beri bak

Çavuşa da dadaş dön geri bak

Kandili kandili kandili yar yar

Sallama çavuş mendili yar.

 

Giderim böylesine

Ağam ey çavuş ey dön beri bak

Çavuşa da dadaş dön geri bak

Kandili kandili kandili yar yar

Sallama çavuş mendili yar.

 

Kara kız mahlesine

Ağam ey çavuş ey dön beri bak

Çavuşa da dadaş dön geri bak

Kandili kandili kandili yar yar

Sallama çavuş mendili yar.

Fevzi Az

Kağızman yöresi

--- KARS --- 

9.442 Km.kare yüz ölçümüne sahip olan Kars’ın ilçeleri Merkez, Akyaka, Arpaçay, Digor, Kağızman, Sarıkamış, Selim ve Susuzdur.

Kars adı Kafkas dağlarının kuzeyinden gelerek bu bölgeye yerleşen Velentur boyunun Karsak oymağından gelmektedir.Türkiye’de ilk Türkçe şehir ismi Serhat şehrimiz Kars’a verilmiştir.

Yöre beslenmesinde hamurlu yiyeceklerin önemli yer tutmasına karşı etsiz yemek neredeyse pişmez.Katmer, Feselli, Mantı(hangel), Pişi, Gatık aşı, Gurut aşı, Kuymak, Mafiş yerel yemekler arasındadır.Sonbaharda Kazlar kesilip temizlenir, tütsülenir, kar altına gömülür.Güzün turşu kurulur, erişte kesilir.Haziran ayında yaylaya çıkılır, yağ, peynir yapılır, hayvanlar otlatılır, sonbaharda yayladan inilir.Gelenek, görenek, halk hikayeciliği, maniler, türküler ile ozanlık geleneği ve benzer şeylerde görülen değişik zenginlik  Türkiye’nin hiçbir yerinde nerede ise görülmemektedir.Güzel şehrimiz kültür, tarih, kış sporları, yayla, termal ve doğa turizmi açısından çeşitli turizm olanakları da sunmaktadır.

2001 yılında  gidip gördüğüm şehrimiz de yaşam,şehir merkezine yakın yerlerde köylere nazaran daha kolaydır.Köylerde yaşam ne yazıkki zor.

Bizim köyde de zor......

Bizim köy şehrimizin, Arpaçay ilçesinin Taşbaşı köyüdür.

Mecit dedem ve Gülbeyaz nenem

Kemal dede ve Burhan dede yaklaşık olarak 1911yıllarında Taşbaş’ına yerleşir.Taşbaşı o zamanlar Çıldır’a bağlıdır.Tiflis’te kalan akrabalarına göre durumları daha iyidir.Fakat 1921 anlaşmasından sonra artık Kars’a neredeyse güneş doğmaz.Ermeniler karabulut gibi Kars’ın üzerine çökmüştür.Ne can, ne mal, ne namus güvenliği kalmamıştır.Ermenler Çıldır ve civar köylerini basıp talan ederler.Şehrin ileri gelenlerini, zenginlerini öldürürler.İşte Kemal dedem böyle bir baskın sırasında Taşbaşı’nda, Mecit dedem 1 yaşındayken öldürülür.

Lalifer nenemin gözleri zamanla kör olur. Artık ateş hanemize de düşer.Hasretin, endişenin kavurduğu yüreklere baba acısı, kardeş acısı, eş acısı, amca acısı da düşmüştür.

Acılar yüreklere gömülür.Büyükler küçüklere kol kanat olur.Yıllar geçtikçe yaralar kapanmaya, aile toparlanmaya başlar.

 Artık güzel günler yaşanmaya başlanmıştır.Savaşın erkek çocukları delikanlılık, küçük kızları gelinlik çağa gelmiştir.Evlerimizden davul- zurna sesleri gelmeye, hanelermiz yan yana inci gibi dizilmeye başlamıştır.Fakat gelin görünki bu kez üzerlerinde Rus yada Ermeni sıkıntısı yoktur ama, geçim sıkıntısı vardır.Kimi geçim sıkıntısı, kimi eğitim nedeni ile, dedelerimizden sonra amcalarımızın bir kısmı  da yurtlarını terk etmek zorunda kalmışlardır.

..........

Şu an ülkemizin farklı yerlerine dağılmış olan akrabalarımızın çoğu İstanbul’da yaşamaktadır.

 Artık şehirlerde yaşarlar ama içlerinde hep birşeylerin eksikliği vardır.                    

Örneğin, Hangel burada da pişirilir ama, ılık suda ezilmiş gurut’la yapılan hangel gibi olmaz.Evlerinde şarıl şarıl sular akar ama, tırpandan sonra Gukkunun bulağından kana kana içilen suyun tadını vermez.Düğün salonlarında da güzel düğün olur ama, Mereğin önünde yapılan düğünlerde olduğu gibi büyük halaylar tutulmaz.Fırının pişirdiği, kapıcının getirdiği ekmekler zahmetsizce içeri alınır ama, Ziyamet bacının tandırda pişirdiği lavaşlar kadar lezzetli olmaz.Yıllar geçsede Nömre bacı’nın turşusunun, Rebiye bacı’nın ayranaşının , Tombul mama’nın pilavının tadı, Besti bacı’nın emekleri, sökükleri diktiği, yırtıkları yamadığı  hiç  unutulmaz.Burada çocuklara daha çok imkanlar sunulur, velilere dershane, özel hocalar tavsiye edilir.Bu duruma gaz lambasının ışığında ders çalışıp, kızakla okula giden ve şimdi çoğu Öğretmen, Polis, Subay, vb. devlet memurluğu statülerinde görevli amcalarım çok şaşırır.Hele okul yolunda tipiye yakalandıklarını hatırladıkça, İstanbul’da bir bardak suda okulların tatil edilmesine hiç anlam veremezler.Kimbilir belki bunun nedeni onların ‘’ balama layla’’ şimdiki çocukların ‘’ danalar girmiş bostana’’ ninnisi ile büyümesidir.Artık evin demirbaşları, Sabri Şimşekoğlu, Murat Çobanoğlu kasetleridir.Ayrıca yöresel programlar yapan Radyo ve Televizyon kanalları sıkı takip edilir.”Köydeki bacılarıma, Kars’taki abim Kerem’e ve ailesine, Kıbrıs’daki kardaşım Murat’a ve ailesine, kardaşım Ehsan’a ve ailesine, tüm akrabalarıma ve yeğenlerime … ve daha kimlere kimlere, Yener Yılmazoğlu’ndan “ köyde kaldı’’ türküsü armağan edilir.

Ozanında dediği gibi :

Misafire Kaz kesmesi, küle çocuk belemesi, koyun kuzu melemesi köyde kalmıştır artık.  

Evet dostlar,

Adım Hıdır değil Güngör, ama benimde elimden gelen budur.

Kuşakların değişmesinin bizleri birbirimizden koparmadığı, aksine bağlarımızı güçlendirdiği, neslimizin saygı, sevgi, huzur, barış, mutluluk içinde arttığı bir gelecek dileyerek  Ahıska’dan yola çıkıp, Kars üzerinden İstanbul’a ulaşan yolculuğumuzu  burada noktalıyoruz.

Varlığı ile sülalemizi onurlandırıp, şu an aramızda olmayan tüm akrabalarımızı da rahmetle anıp, bu anlatımda adı geçen geçmeyen herkese saygılarımı, sevgilerimi sunar, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, yaşıtlarımın yanaklarından öperim.
Mecit’in torunu,Eyip’in  kızı, GÜNGÖR EKİNCİ 

 

Yorum (18) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Çiçeğe Durmuş Kiraz Ağaçlarını İzlemek Sizi de Mutlu Eder mi?

Merhaba, Yazdığım şiirler, yazılar, okuduğum kitaplardan yada biryerde duyup hoşuma gittiği için not ettiğim sözler birikince, keşke gazetede bir köşem olsa da bunları başkalarıyla da paylaşabilsem diye düşünmeye başlamıştım.Derken blog oluşturmaya karar verdim.Ben zevkle hazırladım.Umarım sizde bloğumda dolaşırken zevk alırsınız. Hepinize yakasına sevgi takılmış kocaman mutluluklar diliyorum. Sevgilerimle... Güngör Ekinci

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro