Bir bardak suyun 46 faydası...

14/1/2008 -Kategori: SAGLIK


Suyun gerçek anlamda faydalarının tespiti konusunda yapılan çalışmaların aslında bir şans eseri ortqya çıktığını ve bu yöndeki çalışmaların o günden sonra hız kazandığını biliyor muydunuz?

İranlı hekim Batmanghelidj, Suyun hastalıklara iyi geldiğini, insanı iyileştirdiğini hapishanede şans eseri öğrenmiş. Şah döneminde rejim karşıtı olduğu iddiasıyla tutuklanan Batmanghelidj, bir gün koğuşta, mahkumlardan birinin inanılmaz mide sancılarıyla kıvrandığını görür. Gayri ihtiyarı olaya müdahale eder ve ölmek üzere olduğunu düşündüğü adama adama iki bardak su içirir. Fakat ne görsün, adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtulur. O günden sonra Dr. Batmanghelidj, Suyun  şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğulaştırma kararı alır. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde yaklaşık 2 bin tutuklu ve hükümlüyü iyileştirir.

Tabi ki yalnızca suyla.

2,5 yıl kadar sonra tahliye vakti geldiğinde, hapishane müdürüne ricada bulunu ve "lütfen beni 1 yıl daha burada tutun, zira araştırmalarımın en önemli evresine girmiş bulunmaktayım ve bu kadar çok hastayı dünyanın hiçbir yerinde, bu koşullarda bulamam" der.

Böylece Batmanghelidj, 1 yıl daha "gönüllü hapis" yatar ve çalışmalarını sürdürür. Hapishaneden çıkınca da soluğu Amerika'da alır ve bu konuda kitaplar yazmaya başlar.

Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz" kitabında vucudumuzuz tam 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatır.

Bunlar şunlardır.

1- Hiçbir şey susuz yaşayamaz.
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır, vücudun “nakit akımıdır.”
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Bütün besinlerin, vitmin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

* Prof. Dr. Osman Özsoy

 

Bu kategorideki önceki yazılara ulaşmak için " ÖNCEKİ " butonunu tıklayınız.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Salata, Kansere Karşı Koruyor

7/12/2007 -Kategori: SAGLIK

 

Zengin-fakir hemen her ailenin sofrasından eksik etmediği değişik salata menülerinde kullanılan yeşil yapraklı sebze ve bitkilerin ve bazı meyvelerin içerdikleri vitamin, mineral ve öğelerle kanserden koruyucu etki yaptığı bildirildi.

 
Erzurum İl Sağlık Müdür Yardımcısı ve İl Kanser Koordinatörü Dr. Siyami Kotan, kanser ve beslenme ilişkisi konusunda bilgiler verdi. Dr. Kotan, kanserin kontrolsüz çoğalan hücrelerin normal işlevi olan hücreleri öldürmeleri sonucu ortaya çıkan ve 200'den fazla türünün tanımlandığı bir hastalık olduğunu söyledi. Vücuttaki tüm organ ve dokularda kanserin gelişebileceğini bildiren Kotan, hastalığın öldürücü olma oranının yüksek olduğunu, erişkin nüfusta her yıl 100 bin kişide 150 ila 300 kişide görüldüğünü ifade etti. Kotan, kanserin kalıtımsal faktörler yanında sigara, çevre kirliliği ve beslenme gibi faktörlerin etkisinde olduğunu da kaydetti. Epidemiyolojik ve deneysel çalışmalarda beslenme ve kanser ilişkisinin ortaya konulduğunu vurgulayan Kotan, besinlerin kanser yapıcı ve kanser önleyici özellikler taşıdığını, ayrıca besinlere uygulanan pişirme, saklama işlemlerinin de zararlı maddelerin oluşumuna yol açabileceğini hatırlattı.
 
"Vitaminler ve salata"
 
Kansere karşı koruyucu etkisi olan vitaminler arasında sayılan A vitamininin yeşil ve sarı renkli sebze ve meyvelerde bulunduğunu kaydeden Kotan, bu vitamini içeren sebzelerin güçlü antitoksidan özelliği bulunduğuna işaret etti. Vücuda alınan kanserojenleri etkisiz hale getirdiği kaydedilen C vitaminin de limon ve turunçgiller ile maydanoz, tere, roka ve yeşil yapraklı sebzeler ile karnabahar, yeşil sivri biber ve domateste bulunduğunu belirten Dr. Kotan, E vitamini bulunan yeşil yapraklı sebzelerin de bazı toksik maddelerin etkilerini azaltarak kanserden koruyucu etki gösterdiğini, güçlü bir antitoksidan olduğu için yağların ve hücrelerin oksidasyonunu önlediğini söyledi. <******>
 
"Mineraller ve salata"
 
Dr. Kotan , salata malzemesi olarak kullanılan sebze ve bitkilerdeki kansere karşı önleyici etki gösteren mineralleri ise şöyle sıraladı:
 
"Molibden: Vücudun bu minerale gereksinimi düşüktür. Koyu yeşil sebzelerde bulunur.
 
Demir: Yeşil yapraklı sebzelerde bulunan bu minarelin fazla alınması gerekiyor. Bazı kimyasal kansorejenlerin etkisini azaltıyor.
 
Kalsiyum: Kemik gelişimi ve sağlığı için önemli bir besin öğesi. Yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor. Kemik ve kalın bağırsak kanseri riskini azaltıyor. Özel koku ve tat veren lahanalar ve kükürt içeren sarımsak, soğan da bu kategoride yerini alıyor."
 
Dr. Kotan, soğan, sarımsak, lahana, havuç, marul, kıvırcık, salatalık, şalgam, turp, maydanoz, tere, nane, roka, biber, taze fasulye, bezelye, patlıcan, limon ve nar gibi sebze ve meyveler ile yenebilen otlar, domates ve birçok sebzenin de katılarak yapıldığı salatalardan günde en az 2 porsiyon tüketilmesi gerektiğini, bunların yanında günlük sebze ve meyve tüketiminin 5 porsiyon olması gerektiğini bildirdi.
 
SİHİRLİ ANLAR
 

Bu kategorideki önceki yazılara ulaşmak için " ÖNCEKİ " butonunu tıklayınız.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hamsi, zekayı geliştiriyor.

6/12/2007 -Kategori: SAGLIK

 


Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Beslenme Uzmanı Doç.Dr. Ekrem Algün, iyot açısından son derece zengin olan hamsinin zeka gelişimine çok büyük faydaları olduğunu söyledi.

 
Kendisi küçük faydaları büyük, 'denizlerin kralı, sofraların tacı' hamsi, zengin bir protein deposu olmaktan başka bol miktarda iyot içermesi dolayısıyla zeka gelişimi açısından da faydalı bir besin olarak gösteriliyor. Ekmeğinden pilavına, buğulamasından ızgarasına, unundan yağına kadar çok geniş bir kullanım pörtföyü bulunan ve fıkralara konu olan hamsi, Karadeniz yöresinin ve kültürünün sembolü haline gelirken kış mevsiminin yaklaşmasıyla yolları gözleniyor ve yılda 3-4 ay boyunca bolca tüketiliyor.
 
Yöre ekonomisine önemli katkıları bulunan ve çok sayıda kişinin 'ekmek kapısı' olan hamsinin faydaları saymakla bitmezken, uzmanlar hamsinin beklenen faydaları sağlaması için tüketilmesinde bazı hususlara dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
 
Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi, İç Hastalıkları Endokrinoloji Metabolizma ve Beslenme Uzmanı Doç.Dr. Ekrem Algün de, hamsinin insan sağlığı açısından faydalarını sıralarken tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar üzerinde durdu. Genel olarak bütün balıkların özellikle de deniz balıklarının insan sağlığı açısından çok faydalı olduğunu belirten Algün, bir protein deposu olan balığın bilhassa hamsinin çıkmasıyla çok ucuz elde edilen bir besin türü olduğunu dile getirdi. Yöreye has özel bir balık türü olan hamsinin bilinen faydalarının saymakla bitmeyeceğini anlatan Doç.Dr. Algün, şöyle konuştu: "Hamsi bir protein deposu. Yağı da Omega 3 asitleri açısından çok faydalı. İnsanları kalp ve damar hastalıklarından koruyor. Bir takım yağlar damar kireçlenmesi ve kalp hastalıklarına yol açarken, balıklarda tam tersine bu yağların tüketilmesi kişiyi kalp hastalıklarından koruyor. Yapılan bir araştırmada Omega 3 kapsüllerinin kullanımının taze balık tüketimi kadar faydalı olmadığını da ortaya koydu. Biz, bol miktarda balık tüketen ülkelerde kalp hastalıklarının daha az görüldüğünü biliyoruz. Balık yiyen insan daha sağlıklı oluyor ve kardiyovasküler hastalıklara da yakalanma riski azalıyor." <******>
 
Hamsinin, insanlarda normal büyüme ve gelişme ile beyin ve vücut işlevleri için son derece gerekli bir element olan iyot açısından da zengin bir besin olduğunu anlatan Ekrem Algün, sözlerine şöyle devam etti: "İyot eşittir zekadır. İyotu çok tüketen uluslar daha zeki olurlar. Bu kanıtlanmış. İyotu az tüketenlerin zeka oranı da düşük oluyor. Mesela bol iyot tüketen Japonlarda zeka düzeyi çok yüksektir. Mesela çocuklara okula başlarken mürekkep yalatılırdı eskiden. Zeki olsunlar, kafaları iyi çalışsın diye. Mürekkep iyottur. Hamside de iyot açısından son derece zengin bir besindir ve zeka gelişimine çok büyük faydası var."
 
Balıkta tütsü ve tuzlama yöntemi sağlık açısından riskli
 
Algün, faydaları saymakla bitmeyecek hamsinin nasıl ve ne zaman tüketildiğinin de önemli olduğunu anlattı.
Hamsinin çok faydalı ama sağlıklı bir biçimde tüketilmesi gerektiğini belirten Doç.Dr. Algün, şunları söyledi: "Hamsiyi kızartırsanız faydasını büyük ölçüde kaybeder. Mümkün olduğu kadar kızartma dışındaki yolları tercih etmek lazım. Buğulama veya fırın tarzı çok faydalı. Ayrıca hamsiyi yıl içine yayarak sürekli tüketmek lazım. Balık yiyen insan kolay kolay şişmanlamaz. Ama kızartma olarak ve olmadık zamanlarda tüketilirse şişmanlığa yol açar."
 
Hamsinin mevsimi dışında da tüketilmesi için tercih edilen yollardan biri olan tuzlama yönteminin de sağlık açısından tehlikeli olduğunu dile getiren Algün, sözlerine şöyle devam etti: "Tuzlama sadece bizim ülkemizde değil birçok ülkede tercih edilen bir yöntem. Özellikle Uzakdoğu'da tütsü ve tuzlama yöntemi çok tercih edilir. Bu tür tüketimde kanserojen maddeler fazla bulunur. Mide kanserinin en sık görüldüğü ülke Japonya'dır. Bu nedenle mümkün olduğu kadar tuzlamadan uzak durmak lazım. Hamsiyi kızartma ve sağlıksız ızgara olarak değil buğulama ve fırın tarzı pişirerek tüketmek çok daha faydalıdır."
 
Fıkralara bile konu olan 'hamsi kılçığının insan zekasına faydalı olup olmadığı' yorumunu değerlendiren Başhekim Algün, bu konunun da araştırılması gerektiğini söyledi. İyotun fazla tüketilmesinin bir takım rahatsızlıklara yol açtığına da dikkat çeken Algün, "Ama ben bir uzman olarak sağlıklı bir şekilde fazla balık tüketenlerde görülen bir hastalık hatırlamıyorum" diye konuştu. <******>
 
Denizlerin kralı, sofraların tacı hamsi balığını Karadeniz'in azgın sularında binbir zahmetle avlayarak sofralarımıza ulaştıran yılların balıkçısı Yakup Reis ise, hamsinin çok faydalı bir besin olduğunu dile getirerek tayfalarıyla birlikte üç öğün yemeğin haricinde sürekli hamsi tükettiklerini söyledi. "Her gün hamsi yiyoruz Allah'a şükür gücümüz kuvvetimiz yerinde" diyen Yakup Reis, bu sene hamsinin bol olduğunu belirterek "İnşallah böyle devam eder" dedi. Her gün hamsi yediklerini anlatan Yakup Reis, şöyle konuştu: "Allah'a şükür sağlığımız, gücümüz, kuvvetimiz yerinde. Bir gün hamsi yemedik mi aç kalmış oluruz. Gemide aşçımız üç öğün yemek pişiriyor ama hamsi yemeden olmuyor. Hamsiden bıkılır mı hiç? İşçiler de hamsi yiyince daha iyi çalışıyor, gözleri daha iyi görüyor. Balıktan iyi nimet mi var"
 
Vatandaşların hamsinin bol ve ucuz olduğu bu günlerde bu balığı daha çok tüketmelerini isteyen Yakup Reis, hamsinin bollaşmasıyla enflasyonun da düştüğünü ifade ediyor. Yakup Reis, hamsinin hem ucuz hem sağlıklı olduğunu anlatarak şöyle konuştu: "Kolesterolü yok. Millet bol bol yesin. Bundan faydalı bir şey yok. Hamsi çıktı kırmızı et ve tavuk ucuzladı. Hamsi, enflasyonu düşürdü. Hükümetin bize yardım etmesi lazım."
 
Reis, vatandaşlara hamsinin tüketimi için şu tavsiyede bulundu: "Hamsinin her şeyi olur ama en iyisi buğulamadır. Şimdi tam ızgara zamanı. Bir baş soğanla çok güzel yenir. Şu an tavası çok yağlı olur, dokunur. En iyisi buğulamadır."
 
Öte yandan Türkiye'de yılda 450 bin ton deniz balığı avlanırken, bu avlanmada hamsi 300 bin ton üzerindeki payıyla en çok avlanan balık durumunda gözüküyor. Üç tarafı denizle çevrili Türkiye'de, kişi başına balık tüketimi yıllık 10 kilogram civarında bulunuyor.
 
SİHİRLİ ANLAR
 

Bu kategorideki önceki yazılara ulaşmak için " ÖNCEKİ " butonunu tıklayınız.

 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bilinçli Bir Hamilelik Dönemi İçin…

4/12/2007 -Kategori: SAGLIK

 

Hızla kilo alıyorsunuz, yüzünüz ve ayaklarınız şişiyor, cildiniz bozuluyor ve ruhsal dengeniz tamamen değişiyor… Bunlar, bebek bekleyen kadınlarda sıkça rastalanan belirtiler. İnsan vücudu bu mucizevi olayı yani gebeliği gerçekleştirebilmek için oldukça iyi gelişmiş bir adaptasyon mekanizmasına sahip. Bu durumda anne adayının kendini bekleyen değişiklikleri iyi bilmesi ve bunlara karşı hazırlıklı olması kadar, fiziksel değişiklikliklerin hastalıklı durumlardan ayırt edilebilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Banu Göker Özdemir , “Gebelik döneminde vücutta meydana gelen 10 değişiklik ve uyum sağlama yöntemleri” hakkında bilgi verdi.

 

Anne Adayları Bu Baş Döndürücü Değişikliklere Hazır Olmalı!

 

1. KİLO ARTIŞI: Gebelikde meydana gelen değişimlerin en başında kilo artışı gelir. Bu, sağlıklı bir gebeliğin sürdürülebilmesi ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesi için gerekli bir durumdur. Tabi ki kilo alımının normalden çok az veya fazla olması  anne ve bebek için bir takım olumsuzlukları da berberinde getirmektedir. Dengeli ve düzenli beslenerek günlük  kalori alımını ortalama 150-300 kcal arttırarak bebek için gerekli besinler sağlanabilir. Anne adayının gebe kalmadan önceki vücut kitle indeksine göre değişmek üzere beklenen 9 ila 16 kg alınmasıdır. Bu rakamın normal vücut kitle indeksi, kadınlar için ortalama 10-12 kg olduğu söylenebilir. Genellikle ilk 12 hafta 1.8- 2 kg arasında kilo alınması, takip eden 3 ayda haftada 0.5 kg alınması bundan sonra doğuma kadar yaklaşık 4.5- 5 kilo alması beklenir.

 

2. CİLTTEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelik döneminde ciltte, saç ve tırnaklarda, diş ve dişetlerinde birçok değişimler meydana gelir. En çok dikkat çekici değişikler ise ciltte meydana gelenlerdir.Anne adaylarının cildinde kuruluk, meme ve karında çatlaklar, yüzde gebelik maskesi denen lekeler, karın orta hatta cilt renginin koyulaşması, sivilcelerin artması gibi sorunlar meydana gelebilir.
Bir anne adayının vücudunu iyi koruması için gebeliği boyunca hijyenik bakımına ve vücut bakımına dikkat etmesi önemlidir. Cildinde kuruluk yaşayan bir kadının normal sabun kullanması yerine cildin nemlenmesini sağlayacak gliserin bazlı sabunlar kullanılabilir. Banyo esnasında vücut yağlarının kullanılması ve çıktıktan sonra mutlaka  nemlendirici krem sürülmesi önerilmektedir.

 

3. HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikte en çok şikayet edilen konulardan biriside vajinal akıntılardır. Hamilelik sürecinde vajinanın doğal florasında ve pH değerinde meydana gelen değişiklikler sonucu akıntı fazlalaşır, enfeksiyona meyil artar. Vajen asiditesini artmasına bağlı olarak gebelikde vajinal mantar enfeksiyonları sıklıkla gelişebilir. Fazla miktarda sarı,yeşil renkli kötü kokusu olan bir akıntı vaya vajinal kaşıntı meydana gelirse bunun mutlaka kontrol edilmesi ve gerekli  görürülürse ağızdan ilaç veya vajinal fitiller kullanılması gerekebilir.
Hamileliğin özellikle son dönemlerinde meme bezleri çalışmaya başlar ve meme başından kolostrum dediğimiz beyaz-sarı renkli sütün geldiği gözlenebilir. Bunun anne adayının sağlığı açısından herhangi bir zararı yoktur. Meme başındaki kolostrum ılık sabunlu bir bezle temizlenebilir, eğer gün içinde rahatsızlık verecek şekilde çok geliyorsa günlük göğüs pedleri kullanılanılabilir. Gebeliğin özellikle ikinci yarısından sonra sütyenlerin değiştirilmesi gerekelidir. Memeyi alttan destekleyecek çok fazla sıkmayan ,pamuklu çamaşırlar tercih edilmelidir.

 

4. UYKU SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Bir anne adayının gebeliği boyunca bir çok yakınmalardan biri de uyku bozukluğudur. Yapılan çalışmalar anne adaylarının neredeyse yüzde80’inin hamileliklerinin belirli bir döneminde uyku problemi yaşadığını ortaya koymaktadır. Gebeliğin ilk aylarında  hormonal değişikiliklere  bağlı olarak anne adaylarında gün içinde uyku hali,konsantrasyon bozukukluğu ve sürekli uyuma isteği gelişebilir.. Bu tamamen kanda yükselen progestron hormonuna bağlı normal bir olaydır. İlk aylardaki progesterone hormonun yükselişi aynı hızla devam etmeyeceği için gebeliğin ilerleyen dönemlerinde çoğunlukla bu sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Hormonal değişimlere ek olarak ilerleyen gebelik haftalarında karnın büyümesi ile bel ve sırt ağrılarının olması, anne adayının kilo aldıkça yatakta kendine rahat bir pozisyon sağlayamaması gibi nedenlerden dolayı uyku sorunları meydana gelir. Bunların dışında bebek  hareketlerinin gece boyunca çok fazla hissedilmeside  uykuyu bölen bir faktördür. 

 

5. VÜCUT POSTÜRÜNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Hamilelik boyunca anne karnında büyüyen bebekle birlikte vücut postüründe değişiklik meydana gelir. Bununla birlikte gebeliğe bağlı hormonlar vücuttaki bağları ve eklemleri de etkileyerek vücut dengesinde değişikliğe neden olur, böylece düşme ve buna bağlı yaralanmalar ve travmalar daha sık görülür. Bu yüzden anne adaylarının kış aylarında dışarı çıkarken  yüksek topuklu olmayan, altı kaymayacak ayakkabıları tercih etmeleri önerilmektedir.

 

6. KALP VE DOLAŞIM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikde sayılamayacak kadar bir çok değişiklik meydana gelmesi ile beraber anne adayının kalp ve dolaşım sistemi, sindirim,solunum,üriner  sistemi gibi tüm vücut sistemlerinde gözle görülemeyen değişilikler  de meydana gelir.
Bunların en başında kalp ve dolaşım sistemindekiler gelmektedir.Gebeliğin kendisi kalp ve dolaşım sistemini zorlayan bir durumdur. Fetusun gelişmesi ile birlikte rahime giden kan miktarının artması, büyüyen rahimin diaframı yukarı iterek kalbi yukarı-öne ve sola doğru döndürmesi, kan damarlarındaki plazma volümünün artmasına bağlı olarak gebeliğin ikinci yarısından sonra fizyolojik bir kansızlık durumunun meydana gelmesi bu sistemdeki önemli değişikliklerdir. Gebelik öncesi sağlıklı bir kadında bu değişimler problem yaratmazken, gebelik öncesi henüz semptom vermemiş gizli kalp hastalıkları belirginleşebilir veya var olan kalp hastalıkları daha kötüye gidebilir.

 

7. SOLUNUM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Diyaframın yukarı itilmesi ve bununla birlikte  progesteron hormonun artışına bağlı olarak solunum sayısında artma meydana gelebilir. Yine bu dönemde kılcal damarlarda kan akımının artmasına bağlı olarak burun kanamaları sık olabilir, ses tellerinde meydana gelen ödeme bağlı olarak nadirde olsa ses kısıklığı gelişebilir.

 

8. ÜRİNER SİSTEMDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Yine gebeliğin ilk başında hormonal değişimlere daha sonrada anne karnında bebeğin idrar torbasına baskı yapması nedeniyle sık idrara çıkma problemleri gelişebilir. Ayrıca böbreklerde ve üreter dediğimiz idrar yollarındaki basıya bağlı ve progesteron hormonuna ve  idrarın böbrekten mesaneye gelişiminin yavaşlamasına bağlı olarak böbreklerde genişleme gelişebilir, idrar yolu enfeksiyonları sıklıkla görülebilir.

 

9.SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Sindirim sistemi ile ilgili olarak  özellikle ilk üç ayda bulantı, kusma gelişebilir. Bununla birlikte gebelikde tükürük salınımı artar. Midenin yukarı itilmesi ve hormonal nedenlereden dolayı mide boşaltım hızının azalması sonucu mide içeriği kolayca yemek borusuna geri dönerek mide yanmalarına neden olur. Ayrıca barsak hareketlerinin de yavaşalmasına bağlı olarak kabızlık gebelikde oldukça sık görülen bir sorundur.

 

10. RUHSAL DEĞİŞİKLİKLER: Bütün bunların dışında gebelikde bir çok ruhsal değişiklikler meydana gelmekde ve bunların bir çoğu göz ardı edilmektedir. Gebeliğin  özellikle ilk üç ayında değişken ruh hali meydana gelebilir.Sıkıkla nedensiz ağlama nöbetleri görülür. Bazen çok arzu edilen gebeliklerde bile ilk aylarda gebeliği kabullenememe, içe dönüklük ,pasiflik meydana gelebilir.İlerleyen aylarda ise vücut imajında meydana gelen değişimlerden dolayı utanma duygusu gelişebilir.Gerek vücuttaki değişimler gerekse bebeğe zarar verileceği endişesi nedeniyle cinsel istek azalabilir.Son aylarda ise gebeler genellikle doğum korkusu, sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilme endişesini yoğun bir şekilde yaşayabilir.
 

SİHİRLİ ANLAR

Bu kategorideki önceki yazılara ulaşmak için " ÖNCEKİ " butonunu tıklayınız.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Kalp ve Damar Hastalıkları Nedir?

3/12/2007 -Kategori: SAGLIK

 

Organlarımızın sağlıklı şekilde çalışabilmeleri ve korunabilmeleri için kana ihtiyacı vardır. Kanı organlarımıza taşıyan damarlar ise atardamarlarımız olup atardamarlara kanın pompalanmasını sağlayan kalbimizdir. Kalbin kendisini besleyen damarlara ise “koroner damar” adı verilmektedir. Koroner damarlarda oluşabilecek hastalıklar doğrudan kalbin çalışmasını ve verimini etkilediği için koroner damarlar insan hayatı için son derece önemlidir.
Koroner damarlardaki en önemli rahatsızlıkların başında halk arasında damar sertliği olarak bilinen “ateroskleroz” gelmektedir. Bu hastalıkta, koroner damarlarda, bir takım maddeler birikerek damarlarda tıkanıklıklara neden olmakta (kolestrol gibi..), belirtilen tıkanıklılar sonucu, koroner kalp hastalığı oluşmaktadır. Bu hastalıktan dolayı kalbin kasılmasında ve ritminde birtakım bozukluklar meydana gelmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenlerinin başında “koroner arter hastalığı” gösterilir.

 

Risk Faktörleri...

 

1. Sigara içmek (Kalp hastalıklarından tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 30’undan sigara sorumludur)
2. Hareketsizlik
3. Stres
4. Depresyon
5. Şeker hastalığı
6. Kalıtımsal
7. Yaş (Erkeklerde 45 yaş üstü,bayanlarda 55 yaş üstü)
8. Cinsiyet (Erkeklerde daha sık olarak görülmektedir)
9. Kilo (Beden kitle endeksinin 25’in üzerinde olması)
10. Kolesterol (İyi kolesterolün 40 mg/dl’den  düşük olması / Kötü kolesterolün 130mg/dl’den yüksek olması)

 

Kalp ve Damar Hastalıklarının Belirtileri

 

1. Göğüste ağrı (Göğsün orta kısmında sıkıştırıcı ve yanma tarzında; çene, omuz veya kol gibi bölgelere yayılan bir ağrı)
2. Çarpıntı (Kalpte çarpıntı, kalp atışlarında hızlanma ve düzensizlik)
3. Nefes darlığı (Nefes alıp verirken sıkıntı çekmek ve nefes alamama hissi)
4. Güçsüzlük(Baygınlık hissi ve çabuk yorulma)
5. Bulantı (Titreme,terleme ve nabızda zayıflama)
6. Ayaklarda şişme (Bacak ve ayak üzerine parmak basılınca çökme yapan şişlikler)
7. Bayılma (Öksürük, ses kısıklığı,dudak ve parmaklarda morarma)

 

Almanız Gereken Önlemler

 

Kalp hastalıkları riskinin taşınıp taşınmadığının anlaşılması çok önemlidir. Öncelikli olarak risk faktörleri belirlenmelidir. 40 yaşından büyük olmak; yüksek tansiyon,  şişmanlık,  sigara içmek, ailede kalp hastası bireylerin bulunması;  şeker hastalığı,  yüksek kolesterol ve koruyucu kolesterol seviyesinin düşük olması. Risk faktörlerinden en az 2 veya daha fazlasına sahip olmak, hastalığa yakalanma riskinin yüksek olması demektir. Bu konuda risk taşımayan erkeklerin 40 yaşından sonra, kadınların ise menopozdan sonra   mutlaka bir kardiyolog tarafından muayene edilmesi ve gerekli tetkiklerin yapılması gerekmektedir. Ancak hızlandırıcı risk faktörü bulunan kişilerin yani; sigara içenlerin, şeker hastası olanların, yüksek tansiyonu olanların ve ailesinde kalp krizi hikâyesi bulunanların belirtilen yaşı beklemeden belli aralıklarla doktora muayene olmaları ve gerekli tetkikleri yaptırmaları gerekmektedir. Ayrıca, hiçbir şikâyet olmasa da kan şekeri, kanın kolesterol ve trigliserid düzeyi belli aralıklarla kontrol ettirilmelidir.
 

SİHİRLİ ANLAR

 

Bu kategorideki önceki yazılara ulaşmak için " ÖNCEKİ " butonunu tıklayınız.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki - Sonraki »

Çiçeğe Durmuş Kiraz Ağaçlarını İzlemek Sizi de Mutlu Eder mi?

Merhaba, Yazdığım şiirler, yazılar, okuduğum kitaplardan yada biryerde duyup hoşuma gittiği için not ettiğim sözler birikince, keşke gazetede bir köşem olsa da bunları başkalarıyla da paylaşabilsem diye düşünmeye başlamıştım.Derken blog oluşturmaya karar verdim.Ben zevkle hazırladım.Umarım sizde bloğumda dolaşırken zevk alırsınız. Hepinize yakasına sevgi takılmış kocaman mutluluklar diliyorum. Sevgilerimle... Güngör Ekinci

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro